logo-black

Geri

0 2019 YILINDA TÜRKİYE 2008 AMERİKA’SINI YAŞAR MI?

2019 YILINDA TÜRKİYE 2008 AMERİKA’SINI YAŞAR MI?

 

2000’li yılların başından itibaren tüm dünya ekonomik bolluk içerisine girdi. Türkiye de bu bolluktan nasibini aldı ve ekonomik gelişimini inşaat sektörü üzerinde kurdu. Peki gelişim için inşaat sektörünün seçilmesi doğru bir karar mıydı? Bu konuya başka bir makalemde değineceğim.

 

2000’li yılların başından itibaren devlet destekleri ve teşvikiyle birlikte büyüyen inşaat sektörü beraberinde bir balonu şişirmeye başladı. 2015 yılına geldiğinde sektör hava kaçırmaya başladı ve daralmanın da fitili ateşlenmiş oldu. Büyük inşaat firmalarının Türkiye ekonomisinin lokomotif lokasyonu İstanbul dışında projelere başlaması aslında bir erken uyarı argümanıydı.  Bunu öngörememiş finans ve bankacılık sektörü günümüze geldiğinde istihbarat eksikliğinin cezasını ödemeye başlamış oldu. İlk olarak 2008 yılına gidelim ve Amerika’nın geçirmiş olduğu mortgage krizini ele alalım.

 

Amerika’ da konuta duyulan bireysel talebin fazlalığı bankacılık sektörünü bir finansal ürün icat etmeye itti ve sonuç olarak mortgage doğmuş oldu. Temel ihtiyaç olan konut alımı için nakit gücü olmayan bireysel müşteriler ihtiyaç duydukları finansmanı mortgage ile sağlamış olacak, bankalar ürettikleri ürün ile uzun vadeli krediler vererek bilançolarında kar maksimizasyonu için ipotek gibi güçlü bir teminat yapısı ile yeni bir kaynak bulmuş olacak, inşaat sektörü satış konusunda zorlandığı ürünlerini daha çekici kılacak bir finansal yapıya kavuşarak büyümelerine ivme kazandıracak, devlet ise satışlardan ötürü inşaat firmalarından kazançtan ötürü bankalardan vergi gelirlerini artıracaktı. Tüm taraflar bu yeni ürün olan mortgageyi çok sevmişti. Güçlü kapitalizmin etkin olduğu Amerika ekonomisi elde ettiği karı daha da artırmak için girişimlerde bulundu ve üretilen mortgagelere bağlı türev ürünler ikincil piyasalarda satılmaya başlandı. Satılan bu türev ürünler büyük sigorta şirketlerince sigortalandı, dünya çapındaki kredi derecelendirme kuruluşlarınca A+ olarak notlandı. Sonuçta ortada teminat olarak alınmış fiziksel bir varlık vardı ve türev ürünler sigortalanmıştı. Global güce sahip Amerika ekonomisinin ürettiği bu türev ürünler tüm dünya finans piyasaları tarafından satın alınmaya başlandı. Resmin bu tarafından bakıldığında kazan kazan mantığı işlemiş oldu ve tüm dünya bundan memnundu. Elde edilen büyük karlar finans otoritelerini daha fazla mortgage üretmeye zorladı. Para kazanmada içinde bulunan açgözlülük bankacılık sektörüne daha cesurca hareket etme lüksünü sunmuş oldu ve gerekli analizler yapılmadan mortgageler üretildi garantörlükler içerisinde bulunuldu. Geri ödemede zorluklar yaşanan krediler yavaş yavaş batmaya başladı. Sektör elde edilen büyük karlar içerisinde memnuniyetle bu zararları karşıladı teminatlar satılarak krediler tahsil edilmeye başlandı. Ancak kredilerdeki batmaların artışı sektörü zor duruma sokmaya başlamıştı çünkü teminatta bulunan konutlar zaten ciddi yükümlülükler altına girmiş bireysel yatırımcılara satılamamaya, müşteri kıtlığına sebep oldu. Mortgageye güvenmiş ve orantısız büyümüş inşaat sektöründe arz fazlası oluşmuş oldu. Ortada bir konut vardı ancak ilgili konuta yatırım yapmış birçok yatırımcı vardı. Sekteye uğrayacak her mortgage birden çok kişiyi ve ülkeyi etkiliyordu. Batan kredilerin sayısı arttıkça sigorta şirketleri yükümlülüklerini yerine getirememeye başladı ve kriz inşaat sektöründen finans sektörüne sıçradı. Batma noktasına gelen büyük finans kuruluşları devlet desteğiyle ayakta tutuldu. Üretilen ürünlere birçok ülkenin yatırım yapmış olması krizi global bir büyüklüğe sürüklemiş oldu. Türev ürünlere yatırım yapan ülke ve finans kuruluşlarının ilgili türev ürünlerini notlayan derecelendirme kuruluşlarına açtıkları davalar günümüzde halen daha devam etmekte. İçinde bulunduğumuz zaman dilimine gelecek olursak şuanda Amerika konut fiyatları kriz dönemindeki fiyatların üzerine çıkmış durumda. Ancak kriz için asgari şartların hepsinin aynı anda gerçekleşmiş olması bir krizi doğurur.

 

Türkiye’ye gelecek olursak benzer bir durum içerisindeyiz. 2000’li yılların başından itibaren desteklenen inşaat sektörü arz fazlası oluşturmuş durumda. Döviz kurundaki artış inşaat maliyetlerinin ana kalemlerinde büyük oranda etki göstermekte. Artan oranlar ile finansal gücü bulunmayan bireysel yatırımcıların taleplerinde büyük bir düşüş gözlenmekte ve talep eksikliği sektörü zor duruma düşürmekte. İpotekli satışlar bir hayli artmış durumda. Bankalarca teminat olarak alınan konutlar satış sonrası bankaların girdikleri riski karşılamamakta. Böylesi bir durumda üretim yapmadan varlıklarına devam edemeyecek olan inşaat sektörü bir bir iflas açıklamaya başladı. Konut fiyatlarında genel düşüşler yaşanmakta sektör kurtarılmak için devlet tarafından desteklenmeye devam etmekte. Satılamayan konutların emlak konut tarafından alınacak açıklaması yaklaşan seçim için yapılmış olan bir hamle midir? Devlet tarafından alınacak konutların ne yapılacağı, devletin bu finansmanı nereden sağlayacağı bilinmemekte ve yorumu sizlerdedir.

 

Yüzlerce ekonomist akademisyenin bir araya gelerek Türkiye ekonomisi hakkında sadece 5 yıllık plan yapabildiği, tahminlenen 1 yıllık ekonomik rakamların aynı yıl içinde birden çok kez revize edildiği ülkemize 2019 yılında Türkiye ekonomisi 2008 Amerika’sını yaşar mı ben bilemem tabi ki.

 

Yorum sizlerin…

 

Hüseyin Fırat YILMAZ

 

 

0 Yorumlar

  • Hiçbir yorum bulunamadı.